TARİHTEN NOTLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TARİHTEN NOTLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tarihten Notlar: Juventus ve İtalya Milli Takımı



Wikipedia'da dolaşırken rastladım, sonra da kaynağa erişemedim (sayfa kalktı kabilinden birşeyler çıktı). Juventus'un İtalya Milli Takımına en çok oyuncu veren kulüp olduğunu duymuştum da 1934 yılındaki İkinci Dünya Kupasından beri her zaman milli takımda en az bir Juventuslu bulunduğunu yeni duydum.
Söylemek istedikleri turnuvalara katılan İtalya Milli takımlarında en az bir Juventuslu bulunduğu da olabilir. Ancak bu şartı sağlayan tek takım demeleri ve ardından verdikleri sayısal bilgilerle klasik wikipedia kuşkuculuğundan biraz sıyrıldım.

Tarihten Notlar: Stan van den Buys


Aslında bölgenin uzmanı flying dutchman, hem bu konu üzerine bir de yazısı vardı. Ama rastlamışken yazmamak olmazdı, onun blogunda da arayıp bulamayınca ben not düşeyim dedim. İsterse bloguna koyabilir.

Başlıktaki adam yani kahramanımız şu anda Standard Liége'in yardımcı teknik adamlarından Stan van den Buys. Standard Liége 2007-08 sezonunu müthiş bir şekilde tamamlamış ve yıllar sonra şampiyon olmuştu. Van den Buys ise Belçika Ligi Jupiler League'in en çok şampiyonluk kazanan takımı Anderlecht adına hat-trick yapmış bir adam. Hem de bunu Anderlecht forması giymeden başarabilmiş bir futbolcu. 1995-96 sezonunda Germinal Ekeren formasıyla Anderlecht'e 3-2 yenildikleri maçtaki tüm Anderlecht golleri kendisinden gelmiş. Bir başka deyişle maçtaki tüm golleri Germinal Ekerenli topçular atmışlar (Tabii Anderlecht'ten kendi kalesine gol atan kimse olmadıysa).

Tarihten Notlar: Tottenham'ın İlginç İstatistiği


Bu sezon Premier League'de Tottenham Hotspur taraftarının umutlu olması için elinde ilginç bir sebep var. Garip bir şekilde rakamlar bu yıl Tottenham'ın yüksek olasılıkla bir kupa kazanacağını söylüyor.

Kahin falan değiliz elbette ama işin şakası bir yana sonu "1" ile biten sezonlarda Tottenham Hotspur kelimenin tam manasıyla coşuyor. Kulübün tarihinde alt liglerdeki şampiyonlukları saymazsak 25 kupa var. Bunların sonu "1" ile biten sezonlarda geleninin sayısıysa 10. Yani yüzde kırk. Takımın şu anki adı Premier League olan İngiltere en üst ligindeki iki şampiyonluğuna bakalım önce: 1950/51 ve 1960/61. Ardından en başarılı göründükleri kupaya yani FA Cup'a göz atalım. 8 FA Cup şampiyonluğunun 5 tanesi (1901, 1921, 1961, 1981 ve 1991) yine aynı şekilde gelmiş. 1970/71 sezonunun Lig Kupası da Spurs'e gitmiş. 1920/21'de FA Community Shield'i kazanmışlar. 1971'de de 5 kez düzenlenen ve İngiltere Lig Kupası şampiyonuyla İtalya Kupası şampiyonunu karşılaştıran "Anglo-Italian League Cup"ta yüzleri gülmüş.

İstesen denk getiremeyeceğin şekilde hep sonu "1" ile biten sezonları tercih eden Hotspur'un bu durumu tesadüfle mi açıklanır bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey İkinci Dünya Savaşından beri kupa alamadıkları sonu "1" ile biten tek sezonun 2001 olduğu.

Tarihten Notlar: Futbolun Meyvesi Gol


Bugünlerde pahalı transferlerle kendini bulmaya çalışan Manchester City, 1937/38 sezonunu ilginç ama hatırlamak istemedikleri bir şekilde tamamlamışlardı. Şimdiki adı Premier League olan İngiltere Birinci Ligini en çok gol atan (80) takım olarak bitirmeleri 1937/38 sezonunu mutlu hatırlamalarına yetmemişti. Nedeni ise şaşırtıcı ama basit: şampiyon Arsenal'den 3 gol fazla attıkları sezonda Manchester City ikinci lige düşmüştü.

Tarihten Notlar: Sağlam Kumaş Wes Brown


Zaman zaman yaptığı hatalarla taraftarını çileden çıkaran Manchester United'lı savunma oyuncusu Wes Brown önemli bir rekorun sahibi olmasıyla İngiliz Milli Takımı tarihine geçmiştir. Wes Brown 28 nisan 1999'da Macaristan ile oynanan milli maçta oynadığında ilk milli maçına en az resmi maçın ardından çıkan oyuncu olmuş. Rakama dökersek, ilk milli maçına çıkmadan Wes Brown'ın Manchester United formasıyla çıktığı maç sayısı sadece 11'miş. Artık bu rekoru o zamanki teknik direktör Kevin Keegan'ın oyuncuya ve Manchester United altyapısına duyduğu güvenle mi açıklarız bilmiyorum ama 12. resmi maçının milli maç olması da bir futbolcu için önemli olsa gerek.

Tarihten Notlar: Dörtte Dört

Ligimizdeki rekabetsizlikten bahsederken en geçerli argümandır sadece 4 şampiyonun çıkması lig tarihinde. Dolayısıyla ligimiz için hayal etmesi bile olanaksız bir durum birazdan bahsedeceğimiz. Yani 4 ayrı kümede de şampiyonluk yaşamak. Gerçi bizdeki lig sistemi farklı ama üç büyüklerin ligden düşüp alt liglerde şampiyonluk kovalamaları kulağa garip geliyor. Trabzonsporun da birinci lige çıktığı günden beri düşmediğini düşünürsek tüm liglerde şampiyon bir takımın çıkması için beşinci bir şampiyon gerek gibi.



Neyse lafı fazla uzatmayalım. Wolverhampton Wanderers ya da kısa adıyla Wolves şu anda Premier League'de mücadele ediyor. Ama tarihleri boyunca İngilizlerin dört liginde de oynamaları bir yana, bu liglerin hepsinde şampiyon olmayı da başarmışlar. Premier League adının telaffuz edilmediği 1950'lerde Birinci Ligi üç kez almışlar: 1953/54, 1957/58 ve 1058/59'da. 1931/32 ve 1976/77'de İkinci Ligde, 1988/89'da Üçüncü Ligde ve bir sene öncesinde 1987/88'de ise Dördüncü Ligde şampiyon olmuşlar. Bu liglerin adları şu anda böyle değil tabii ki. Ama Wolverhampton Wanderers kulübünün tarih boyunca yaşadığı istikrarsızlığı gösteriyordur yine de.



Aslında Wolves bu konuda yalnız da değil. Şu anda Premier League'e çıkma hayali kuran The Championship kulübü Burnley'nin altın çağları epey geride kaldı. Ama onların da iki şampiyonluğu var Birinci Ligde: 1920/21 ve 1959/60. 1897/98 ve 1972/73'de İkinci Ligi, 1981/82'de Üçüncü Ligi ve son olarak 1991/92'de de Dördüncü Ligi alıp kareyi tamamlamışlar.



1958'de şu anki dört ligli sisteme geçildiğinden beri en alt ligden en üst lige şampiyonluk yaşayan üçüncü takım da Preston North End. 1888/89 ve 1889/90 sezonlarındaki lig şampiyonlukları iki asır öncede kalsa da şampiyonluk şampiyonluktur. 1903/04, 1912/13 ve 1950/51 sezonlarında İkinci Ligi, 1970/71 ve 1999/00 sezonlarında Üçüncü Ligi ve 1995/96 sezonunda da Dördüncü Ligi almış Preston North End. Ek bilgi olarak söyleyelim Burnley de ezeli rakipleri. Yani iki takım arasındaki rekabet tüm liglerdeki şampiyonluklarla ayrı bir boyut kazanmış durumda. İlginçtir onlar da şu anda The Championship'de mücadele etmekteler.

Yukarda saydığımız üç takım arasında ise yalnızca birisi dört ligde şampiyon olmanın yanında FA Cup ve Lig Kupasını da kazanabilmiş: Wolverhampton Wanderers. Burnley ve Preston North End'in ise müzelerinde FA Cup var ama tek eksikleri Lig Kupası gibi duruyor.

Tarihten Notlar: Gol Atmayanı Dövüyorlar

Futbol tarihinde sonucu farklı biten çok maç vardır şüphesiz. Ancak Liverpool'un 12 Eylül 1989'da Crystal Palace'ı 9-0 ile geçtiği maçın Premier League tarihindeki yeri ayrı. Bahsi geçen maçta 8 ayrı Liverpool oyuncusu Crystal Palace filelerini havalandırmış. Bir nevi o dönemki Liverpool kadrosunu hatırlamak olacak o günkü golcüleri saymak: Steve Nicol, Steve McMahon, Ian Rush, Kevin Gillespie, Peter Beardsley, John Aldridge (pen), John Barnes ve Glen Hysen. Tabii aralarında iki gol atan bir isim de olması lazım 9 gole ulaşmak için, o da Steve Nicol.

İlginçtir yine Liverpool 1974 yılının Kupa Galipleri Kupası ilk turunda Norveç'in Stromsgodset takımını 11-0 yenerken de tam 9 farklı oyuncusu gol atmış. Bu da sanırım bir Avrupa Kupası rekoru olarak tarihe geçmiş.

Tarihten Notlar: Üç İhtimalli Takım


şu anda olsa iddaa nasıl bir oran verirdi millwall maçlarına diye düşünüyor insan. şu anda adı birinci lig olan ama ingiltere'de üçüncü lige tekabül eden ligde mesai yapan millwall 35 sezon önce ikinci ligi zor rastlanır bir simetriyle tamamlamış: 42 maç sonunda 14 galibiyet, 14 beraberlik, 14 mağlubiyetle gelen 42 puan, atılan ve yenen gol 51.

Tarihten Notlar: Lee Won Pen


üç büyüklerin rekabetinde bozulmamış bir kural vardır. illa ki her sezon içlerinden birinin lehine öyle veya böyle daha çok karar çıkar maçlarda. diğer ikisi de hemen ağız birliği etmişçesine hakem hatalarından dem vurur. kimi zaman ofsayttan atılan bir gol kimi zaman da aleyhine çalınmayan düdükler bahis konusudur. ancak hiçbir şey penaltılar kadar çok konuşulmaz. bize daha penaltı çalınmadı size 7 tane çaındı gibi muhabbetlerle hem başarısızlığa kılıf uydurulur hem de rekabetin gereği yerine getirilir. hoşlansak da hoşlanmasak da ezeli rakiplerle daha çok uğraşılır, orası kesin.

bu yüzden, 1971/72 sezonunda manchester city'nin penaltıdan kaydettiği gollerin ligimizde üç büyüklerden biri tarafından kaydedilmesi durumunda diğer iki büyüğün vereceği tepkiyi tahmin etmek kolay. manchester city o sezonu tam 15 golünü penaltı noktasından bularak tamamlıyor. lig sonundaki yerleri de dördüncülük. rekabetin tavan yaptığı bir sezonu şampiyon derby county'nin 1 puan gerisinde leeds united ve liverpool'un averajla arkasında bitiriyorlar.

tüm penaltı gollerini atansa golcüleri francis lee. sezonu da 35 golle gol kralı olarak tamamlıyor lee. ama 37 yıl önce de benzer muhabbetlerin yapıldığını düşünmemize neden olacak iki lakap kazanıyor bu penaltılarla: önce penaltıların çoğunu kendisi kazandığı için "Lee One Pen", sonra gazeteciler tarafından penaltıların çoğunda kendini yere attığı için "Lee Won Pen".

ingiliz milli takımında da 27 kez oynayan ve kariyerinde 200'ün üzerinde gol olan francis lee, yine de o sezon üzerine yapıştırılan yaftadan kolay kurtulamıyor. yıllar yılı kendini ceza sahasında kolayca yere bırakan oyuncular olunca ilk hatırlanan isimlerden biri de lee oluyor ingiltere'de.

işin ilginci futbolu bıraktıktan sonra iş dünyasına atılan ve milyonları cukkalayan (o zamanki futbolcular şimdikiler kadar kazanmıyordu hatırlayalım) francis lee, 1994'te manchester city'nin başkanı olmuş. göreve gelirken taraftarın coşkusuyla karşılanan eski golcü kulübü 3. lige dek sürükleyince başkanlığı da 4 yıl sürmüş.

bizim futbol camiamızın ne kadar farklı olduğunu anlamak için güzel bir hikaye herhalde francis lee'nin hikayesi. akla ilk gelen muadilleri selçuk yula'nın fenerbahçe veya arif erdem'in galatasaray başkanı olmasıyken aradaki fark daha net anlaşılır.

Tarihten Notlar: Bir Zamanlar Manchester United


manchester united'ın durumunu düşünürsek birazdan bahsedeceğimiz serinin geliştirilebilmesi çok zor görünüyor. yani bundan sonra bir ingiliz takımının çıkıp da manchester united'a karşı üst üste 8 galibiyet alması.

daha önce ingiltere'de dört ligde de şampiyon olan takımlara değinirken preston north end'in adı geçmişti. manchester united'ı üst üste en fazla yenen ingiliz takımı olarak da onları görüyoruz. tarih epey eski olsa da preston için önemli bir istatistik: 1893-1903 arasında iki takımın oynadığı 7 maçı da preston north end kazanmış. bu seriye o yıllarda yaklaşan başka takımlar da olmuş. everton 1892-1906 arasında 6 kez, newcastle united da 1895-1907 arasında 5 kez eli boş yollamış manchester united'ı sahadan. 100 yıl kadar önce manchester united'ın pek de güzel günler geçirmediğini anlamak zor olmasa gerek.

daha yakın tarihteyse manchester united'ı art arda yenen ingiliz takımları arasında chelsea ve liverpool göze batıyor. iki takım da 5 maçlık seri yakalamışlar: chelsea 1960ların sonunda, liverpool ise 2000lerin başında.

100 seneden fazla bir zaman önce manchester united'ı 7 maç üst üste yenen ve o dönemlerin en güçlü takımlarından olan preston north end'in ve manchester united'ın şu anki durumunu görünce de aklımıza sadece külahları değişmek deyimi geliyor.

Tarihten Notlar: Daum'un Büyük Dalgınlığı

bu sezon yolları türkiye'de kesişen iki teknik adam frank rijkaard ve christoph daum'un ikisi için de 1992 yılı şampiyonluk anlamına geliyordu. ac milan'ın efsane olduğu zamanlara denk gelen bu sezonda rijkaard serie a'yı kazanan kadronun en etkili isimlerindendi. o yıllarda aktif futbol hayatını sürdüren rijkaard'ın yanı sıra teknik adamlık kariyerinin başlarında bir doğu alman genci henüz türkiye seferlerine başlamadan önce stuttgart ile bundesliga'nın zirvesine çıkıyordu. bu ikilinin kaderi aslında 2009/10 sezonundan çok önce yani 1992/93 sezonunda şampiyonlar liginde kesişebilirdi. o sezon şampiyon kulüpler kupası ismi değişmiş ve kupa formatı şimdikine benzer haline getirilmişti. 36 ülke şampiyonundan 8 tanesi ön eleme turu oynadıktan sonra kalan 32 takım iki elemeli tur daha yapacak ve ortaya 4'er takımdan oluşan iki grup çıkacaktı.

o zamanlar seribaşı sistemi, ülke puanları vs. olmadığı ya da en azından şimdiki gibi olmadığı için daha ilk turda çok zorlu eşleşmeler olması mümkündü. ülkemizi temsil eden beşiktaş'ın isveç şampiyonu ifk göteborg'a (2-0) ve (1-2)'lik sonuçlarla boyun eğdiği ilk turdaki en sağlam eşleşme şüphesiz premier league öncesinin son şampiyonu leeds united ile daum'un çalıştrdığı stuttgart arasındaydı. ilk maçı 3-0 gibi rahat bir skorla geçen ve uzun cezanın ardından yeni yeni toparlanmaya çalışan ingiliz takımlarına büyük bir darbe indirmek üzere olan stuttgart, ikinci maçı leeds'in sahasında 4-1 kaybedecekti. doğal olarak deplasmanda attığı golün avantajıyla ikinci tura yani son onaltıya kalacak olan takımın alman şampiyonu olması gerekiyordu.

işte bu noktada devreye mustafa denizli'nin altı yabancı belasına benzer bir durum girdi. christoph daum'un sahaya sürdüğü kadroda -yedekler dahil- 4 yabancı vardı. halbuki o yıllarda izin verilen yabancı oyuncu sayısı sadece 3 idi. sonuçta stuttgart'ın 3-0 hükmen yenilgisine karar verildi. şimdi ise ortaya değişik bir durum çıkmıştı. tur stuttgart'tan çıkmış ama leeds united'a da gelememişti. iki maç sonundaki 3-3'lük eşitliği bozmak için barcelona'nın seçildiği bir tarafsız sahada 3. maç oynandı. bu maçı 2-1 ile alan leeds united bir sonraki turda rangers'a elenmek üzere turu atlayan taraf oluyordu.

christoph daum'un takımı stuttgart ise ilk şampiyonlar ligine katılma başarısını gösterememiş ve daum'un kariyeri boyunca en çok eleştiri aldığı konu olan avrupa başarısızlığı süreci de başlamıştı.

frank rijkaard'ı kadrosunda bulunduran ac milan ise o sezon ilk iki turda 12 gol kaydederek gruplara tek gol yemeden kalmış ve ardından gruptaki rakipleri ifk göteborg, porto ve psv'yi tüm maçlarda yenerek finale çıkmıştı. finale gelene değin yaptıkları 10 maçı da kazanan ve sadece psv deplasmanında 1 gol yerken 23 golü rakip filelere yollayan ac milan, favori olarak çıktığı finalde fransız şampiyonu marsilya'ya savunma oyuncusu basile boli'nin golüyle boyun eğerek evine kupasız dönecekti.

Tarihten Notlar: Şampiyonlar Liginin En Başarılı Şehirleri



şampiyonlar ligi tarihinde birden çok takımı en az yarı final görmüş 5 şehir bulunmaktadır. bu şehirlerin üçünü tahmin etmek pek zor değil aslında: milano, madrid ve londra. glasgow'un da yer aldığı bu listede ilginçtir bir iskoç şehri daha var: dundee.

iskoçların iki şehirle temsil edildiği bu listede milano internazionale ve ac milan ile, madrid real ve atletico ile, londra arsenal ve chelsea ile, glasgow (başka ihtimal var mı zaten) celtic ve rangers ile yer bulmuş kendine. dundee şehrinin temsilcileri dundee ve dundee united'ın da tarihlerinde yarı final bulunması onları bu listeye sokmuş. dundee 1963'te milan'a, dundee united ise 1984'te bir diğer italyan temsilcisi roma'ya kaybetmişler yarı finalde. zaten yarı finale iki şehir sokup da finalist çıkaramayan tek şehir dundee.

bu arada geçen sene finalin kapısından dönen iki londra temsilcisi arsenal ve chelsea'nin şampiyonlar ligi tarihinde aynı şehirden final oynayan ilk takımlar olmaya çok yaklaştıklarını da belirtelim.

Tarihten Notlar: Premier League ve İngiliz Menajerler


0= 17 sezonu geride kalan premier league'de şu ana kadar şampiyon olan ingiliz menajer sayısı.

1992/93 sezonunda şu anki formadını alan ve premier league adıyla anılmaya başlanan ingiltere'nin en üst liginin ingiliz menajerlere yaradığını söylemek güç. ilk şampiyonluğu da kazanan manchester united'ın tam 11 kez ipi göğüslediği bu ligde geri kalan 6 şampiyonluk 3 takım arasında bölüşüldü (arsenal 3 kez, chelsea 2 kez ve blackburn rovers 1 kez). manchester united'ın tüm şampiyonluklarında iskoç teknik adam alex ferguson'ın takımın başında olduğu düşünülürse zaten ingiliz teknik adamlara fazla fırsat kalmadığını da söyleyebiliriz. arsenal'in 3 şampiyonluğu fransız arsene wenger ile, chelsea'nin 2 şampiyonluğu portekizli jose mourinho ile ve blackburn rovers'ın şampiyonluğu da yine iskoç kenny dalglish ile gelmişti.

bu sezon için de zirvedeki takımlara baktığımızda ingiliz bir teknik adamın şampiyonluk görmesinin kolay olmadığını belirtmek gerek. bakalım ilerleyen sezonlarda siftah yapan ingiliz menajer kim olacak?

Tarihten Notlar: Son Düzlükte Şampiyon


şu anda isveç 3. liginde mücadele eden östers if, futbol tarihinde eşine az rastlanır bir başarıya 1968 yılında ulaşmıştı. o sezon isveç 1. ligi allsvenskan'a yeni yükselmiş olan kulüp son haftaya kadar hiç puan tablosunun en üstünde yer almadığı halde ligi şampiyon tamamlamıştı. işin ilginci östers if ile birlikte üç takımın daha ligi aynı puanla tamamlaması ama gol averajıyla östers if'nin tarihindeki ilk şampiyonluğuna ulaşmasıydı. sonrasında 1978, 1980 ve 1981'de 3 kez daha şampiyon olan kulübün tarihindeki en önemli oyunculardan birinin anders linderoth olduğunu da ekleyelim. ancak kulübün altın yılları diyebileceğimiz dönemde olympique marseille'de oynadığı için anders linderoth östers if formasıyla şampiyonluk yaşayamamıştı. zaten şu an galatasaray'da oyna(ma)yan oğlu tobias linderoth da marsilya doğumludur.

Tarihten Notlar: Dört Lig, Bir Sezon


ingiltere'de dört ligde de şampiyon olan takımlarla ilgili bir yazı yazmıştık. tony cottee'nin hikayesi biraz daha ilginç. everton ve leicester formalarıyla daha net hatırlanacak olan golcü, 2000-01 sezonunda dört ayrı takım adına mücadele etmişti. dört ayrı takım adına mücadele etmesi yeterince ender rastlanır bir durum değilmiş gibi bu dört takımın (leicester city, norwich city, barnet ve millwall) dört ayrı ligde mücadele ediyor olmasıyla iyice zor rastlanır bir durum oluşmuştu. 1986-89 arasında ingiliz milli takımında da zaman zaman şans bulan cottee'den önce aynı sezonda dört ayrı lig takımında oynayan son oyuncu ise kaleci eric nixon'mış (wolverhampton wanderers, bradford city, southampton ve carlisle united). ancak nixon'ın 1986/87'deki bu transferleri sırasında manchester city oyuncusu olduğunu ve bahsi geçen takımlara kiralık gittiğini de belirtelim.

Tarihten Notlar: En Yakın Finalistler


avrupa kupaları tarihinde karşılıklı final oynayan birbirine en yakın konuşlanmış iki takım ac milan ve juventus'dur. 2003 yılında şampiyonlar ligi finalinde karşılaşan iki takımdan bilindiği üzere ac milan milano, juventus ise torino temsilcisi. italya'nın 2. büyük şehri ile 4. büyük şehrinin uzaklığı ise 90 mil.

diğer kupalara baktığımızda uefa kupasında 1971/72 yılına gitmek gerekiyor. o yılki finalde karşılaşan iki ingiliz takımı tottenham hotspur ve wolverhampton wanderers birbirlerine sadece 130 mil uzaktaki şehirlerden (londra ve wolverhampton) geliyorlardı.

kupa galipleri kupasında ise en yakın finalistler aynı ülke takımları arasından değil haliyle. ama dip dipe iki ülke olan hollanda ve belçika'dan iki takım rekorun sahibi. 1988 yılında kupa galipleri kupasını müzesine götüren belçika temsilcisi kv mechelen ile finaldeki rakibi ajax arasındaki mesafe yani mechelen-amsterdam arası da 132 milmiş.

Tarihten Notlar: Sakata Gelenler

bizim gazetelerin huyudur. ne zaman yüksek bonservis ücretiyle bir oyuncu gelse ve sakatlık başta olmak üzere herhangi bir nedenle fazla forma şansı bulamazsa hesap kitaba girişilir. oyuncunun dakikası kaç paraya geldi, oynadığı 90 dakika başına kaç para kazandı gibi hesaplardan bahsediyoruz.



gary charles, 15 yıllık kariyeri boyunca derby county dışında bir takımda gözü kapalı ilk onbir oynamadı aslında. buna rağmen aston villa'dan da hatırladığımız sağ bek ingiltere milli takımında 2 kez oynamayı başarmıştı. ada dışındaki tek macerası aston villa ardından gittiği benfica olmuştu. benfica'da da fazla oynamayan savunmacı 1999'da west ham united'a 1,2 milyon pound'a transfer oldu. kariyerinin başlarında nottingham forest formasıyla çizdiği görüntünün ekmeğini yediğini düşünebiliriz bu transferde. ama west ham'a yar olmadığını söylemek de mümkün. bir sezon birmingham city'de kiralık oynayan oyuncu, diğer iki sezonda west ham united ile 5'i lig olmak üzere 6 resmi maça çıkabilmiş. yani maç başına 200000 pound almış west ham'dan, üstelik 6 maçın 3'ünde de sonradan oyuna girmiş.



john ebbrell'in hikayesi de benzerlikler gösteriyor. everton'da futbola başlayan oyuncu 10 yılda 246 maça çıktıktan sonra sheffield united'a transfer oluyor 1997'de. ödenen para 1 milyon pound. zaten ciddi sakatlıklarla boğuşan bir oyuncu sheffield united'a gelmeden önce de. ama kimse onun kulüpteki 2 sezon boyunca sadece 45 dakika sahada kalabileceğini öngöremezdi herhalde. bir başka deyişle oyna(yama)dığı 90 dakika başına 2 milyon pound çıkmış sheffield united'ın kasasından.



yine de yukardaki iki örnek romanya milli takımının kadrosunda devamlı şans bulan daniel prodan'ınkinin yanında epey ucuz kalıyor. 1990ların ilk yarısında steaua bucharest formasıyla üst üste şampiyonluklar yaşayan ünlü savunmacı ülke dışına ilk kez 1996'da çıkmıştı. atlético madrid formasını yaklaşık 1,5 sezon giydikten sonra bir diğer büyük kulübe rangers'a transfer oldu. rangers formasıyla geçirdiği iki sezon boyunca çıktığı maç sayısı ise sıfırdı.

anlaşılan menajerlik oyunlarında binbir zorlukla alabildiğimiz bir oyuncunun hiç oynayamadan uzun süreli sakatlık yaşamasının gerçek hayatta da pek çok örneği varmış. herhalde yukarda bahsedilen transferleri yapan kulüpler de kendilerine daha sağlam bir sağlık ekibi bulmuşlardır.

Tarihten Notlar: İki İhtimalli Maç




yorumcuların sıkça dile getirdiği tabirdir işin içinden çıkamayınca. üç ihtimalli maç deyip geçerler. birazdan yazacaklarımız ise birmingham city'nin maçlarının bayağı bir süre iki ihtimale indirgendiğini gösteriyor.

birmingham city tam 43 maç üst üste berabere kalmamayı başarmış bir takım. yaklaşık 2 sene boyunca oynadıkları tüm lig maçlarını ya kazanmışlar ya kaybetmişler. tahmin edileceği üzere bu ingiliz ligleri açısından bir rekor. yalnız bu berabere kalmama serisinin 1892 aralık-1894 eylül arasında olduğunu da eklemek gerek.

daha yakın tarihlerde rastlanan en uzun seriyse 1985/86'da dördüncü ligde oynarken swindon town tarafından yakalanmış. üst üste 29 lig maçında 23 galibiyet ve 6 yenilgi alan swindon town sezonu da lig rekoru kırarak 102 puanla tamamlamış ve üçüncü lige çıkmış. swindon town'ın başında da futbolculuğu döneminde manchester united'ın önemli oyuncularından olan lou macari varmış. ertesi sezon yani 1986/87'de de takımın play-off sonucunda ikinci lige çıktığını belirtelim.

Tarihten Notlar: Des Walker'ın Gol Orucu


ingiliz milli takımının eski savunma oyuncularından des walker kariyeri boyunca oynadığı 700'den fazla maçta rakip fileleri tek bir kez havalandırabilmiştir. walker, sheffield wednesday adına oynadığı 8 sezondaki 362 maçta tek bir gol bile atamadan önce sampdoria formasıyla geçirdiği bir sezonu da boş geçmişti. kariyerinin son iki sezonunu kariyerine başladığı nottingham forest'da geçiren des walker'ın bu iki sezonda attığı gol sayısı yine sıfırdı. kulüp takımlarıyla 732, milli takımla 59 resmi maça çıkan walker kaydettiği tek golü ise 1992'deki bir lig maçında nottingham forest adına luton town'a atmıştı.

Tarihten Notlar: Gordon Igesund Şampiyon Yap Bizi

ligimizin rekabet düzeyinin düşüklüğünden dem vurulur ikide bir. bunda en önemli sebep lig tarihimizde sadece 4 şampiyon çıkarmış olmamız ve özellikle son yıllarda dört büyükler diye anılan takımlar dışındakilerin üst sıraları zorlayamaması (bu seneki sivasspor istisna). bizde sadece 4 şampiyon varken aynı ülke içinde dört farklı takımı şampiyon yapan bir hocanın olduğu ligler de varmış. başlıktaki gordon igesund bu başarıyı yakalayan teknik adamlardan birisi. birisi diyorum çünkü başkaları da var.

gordon igesund'un 11 yıl içinde güney afrika'da dört ayrı takıma şampiyonluk yaşatması ilk ve son şampiyonluklar arasındaki zaman açısından bir rekor (en azından kaynakta belirtilenler içinde, başka hocalar da olabilir). 1996/97'de manning rangers ile, 2000/01'de orlando pirates ile, 2001/02'de santos ile ve 2006/07'de mamelodi sundowns ile bu başarıya ulaşmış igesund. anladığımız kadarıyla her takıma bir kere sevinç yaşatıp görevini başka bir takımda icra etmek üzere yola koyulmuş.

israil milli takımının hocası dror kashtan ise 1982/83 sezonunda hapoel kfar saba takımını şampiyon yaptıktan sonra hızını alamamış: beitar jarusalem ile 1986/87, 1992/93 ve 1997/98'de, maccabi tel aviv ile 1995/96'da ve hapoel tel aviv ile 1999/00'de şampiyonluk yaşamış.

jim mclaughlin ise biraz daha ilginç bir başarı öyküsüne sahip. dundalk'da oyuncu menajerken 1975/76, 1978/79 ve 1981/82 yılında şampiyonluk kazanmış. shamrock rovers'da 1983-86 arası ligi domine etmiş ama yetinmemiş. derry city ile 1988/89'da ve shelbourne ile 1991/92'de de ligi zirvede tamamlayan hoca olabilmiş. derry city'yi ayrıca 1. lige çıkarırken yaşadığı bir şampiyonluk daha var. bitmedi drogheda'yı da 1994/95 sezonunda 1. lige çıkarmayı başarmış. ilginçtir menajerliğe başladığı kulüpte yani dundalk'da menajerliği bırakmış, daha da ilginci ise sebebi: küme düşmek.

son olarak listedeki en tanıdık isme vanderlei luxemburgo'ya geldik. tıpkı igesund gibi 11 yılda dört ayrı takımı zirveye taşımış brezilyalı teknik adam: 1993 ve 1994'te palmeiras'ı, 1998'de corinthians'ı, 2003'te cruzeiro'yu ve 2004'te santos'u.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails